TÜRKİYE İHRACATININ GELİŞİM SÜRECİ

0
154

1923 – 1930 DÖNEMİ

-Pamuk ipliği, bez, ipekli kumaş ihracını gerçekleştiren bu sanayi, özellikle tanzimattan sonra çökmüştür.

– Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar, dış ticaret hammadde ihraç eden, mamul madde ithal eden bir yapıda oluşmuştur.

-Savaşların sonunda sanayinin büyük çoğunluğu İzmir ve İstanbul çevresinde bulunduğundan, büyük hasara uğramıştır.

-Türkiye, dış ticaret alanında 1929 yılına kadar Osmanlı Döneminde belirlenen Gümrük Tarifelerini uygulamak zorunda kalmıştır.

-“Ulusal ekonomi” yaratma amacı doğrultusunda, ilk kez 1929 yılında ulusal bir gümrük tarifesi uygulamaya konulmuştur.

– Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yıllarında, İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlar doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti liberal sayılabilecek bir ekonomi politikası izlemeye çalışmıştır.

1923 yılında ihracat 50,8 milyon dolar, ithalat ise 86,9 milyon dolar iken bu rakamlar 1930 yılında sırasıyla 71,4 ve 69,5 milyon dolar düzeyine yükselmiştir. Bu dönemde 1930 yılı hariç olmak üzere tüm yıllarda dış ticaret dengesi sürekli açık vermiştir.

 İhracatın sektörel dağılımına bakıldığında
ise, tarımsal ürünlerin
payının % 86
gibi çok yüksek bir düzeyde olduğu, sanayi
mallarının

payının ise % 8,6
olarak gerçekleştiği görülmektedir. İhraç ürünlerinin tamamına yakın bölümünü yaprak tütün, üzüm, pamuk, fındık,
zeytinyağı, tiftik ve gülyağı
oluşturmuştur.

İhracatımızda ilk sıralarda yer alan ülkelerin büyük oranda bugünkü durum ile örtüştüğü görülmektedir. İhracatımızda ilk sıralarda yer alan ülkeler sırasıyla; İngiltere, İtalya, Fransa, Almanya ve ABD olmuştur.

1930-50 DÖNEMİ

1929 yılından itibaren ithalatta gümrük vergisi uygulama hakkının doğması ve 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın da etkisiyle, uzun bir süre tamamen “korumacı ve müdahaleci” bir Dış Ticaret Rejimi uygulanmaya başlamıştır. Bu dönem içinde, ekonomi politikasının temel hedefi, kendi kendine yeterli bir ekonomik yapı oluşturmak olarak belirlenmiş, ihracat ekonomik hedefler arasındaki öncelik sıralamasında daha geride kalmıştır.

-1933-1938 dönemi hızlı bir sanayileşme ve inşa dönemidir. Devletin fabrika kurmak ve işletmek suretiyle ekonomik hayata aktif müdahalesi olmuştur. Devlet ekonomiye 5 Yıllık Ekonomik Planlarla müdahale etmiştir. 1933-37 yılları arasında 1. Beş Yıllık Sanayi Planı uygulanmıştır. Ancak, İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlanmasına rağmen, ikinci dünya savaşının çıkması üzerine uygulanamamıştır.

-Bu dönemde ihracat da dâhil olmak üzere dış ticaret ve dış ekonomik ilişkiler, 1930 tarihinde çıkarılan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, yine aynı tarihli 1705 sayılı “Ticarette Tağşişin Men’i ve İhracatın Murakabesi ve Korunması Hakkındaki Kanun” ile kontrol altına alınmıştır. Ayrıca, dış ticarette örgütlenme gereğinden hareketle Atatürk’ün imzasıyla “Doğu ve Cenub Vilayetleri Mıntıkası Canlı Hayvan İhracatçıları Birliği T.A.Ş.” kurulmuştur.

– Bu kapsamda 1939 yılında kamu kuruluşu niteliğinde Takas Limitet Şirketi ve 1941 yılında Ticari Tediyeleri Tanzim Komitesi kurulmuştur. Ayrıca 1940 yılında çıkarılan Milli Korunma Kanunu ise hükümete ihracat ve ithalatı sınırlama yetkisi vermiştir

-İkinci Dünya Savaşı sonrasında, uluslararası ticareti serbestleştirme çabalarına paralel olarak Türkiye’de dış ticaret alanında bazı önemli adımlar atmıştır. 1946 yılında TL % 116 oranında devalüe edilmiş (1$= 2.80 TL), ithalattaki sınırlamalar azaltılmış, 1947 yılında Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC) ve Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasına taraf olunmuş ve 1949 yılında yeni bir Gümrük Kanunu yürürlüğe konulmuştur.

1946 yılına kadar (1938 yılı hariç) dış ticaret dengesinin fazla verdiği görülmektedir. Ancak, yapılan devalüasyona rağmen, ithal sınırlamalarının kaldırılması ve ihraç mallarının arz esnekliğinin düşük olması nedeniyle 1947 yılından başlamak üzere dış ticaret dengesi açık vermeye başlamıştır.

1950-60 DÖNEMİ

1950-60 DÖNEMİ

 1950’li yılların başında, politik hayatta ve
dünya ekonomi konjonktüründe yaşanan gelişmelere de bağlı olarak daha liberal bir dış ticaret politikası
izlenmeye başlanmıştır.

 Ancak, 1953 yılından sonra alınmaya başlayan
tedbirler neticesinde ithalat dönem sonuna kadar devamlı düşmüş, ancak bu
dönemde dış ticaret dengesi sürekli açık vermeye devam etmiştir.

 Bu dönemde dış ticaret açığının sürekli
artması neticesinde, 1958 yılından sonra bazı istikrar tedbirleri alınmış, büyük oranlı bir devalüasyonla
birlikte ithalat, tarife ve miktar kısıtlamalarıyla kontrol altına alınmaya
çalışılmıştır.

 1957 yılında 345 milyon dolar seviyesine kadar
yükselen ihracat, tarımsal gelişmenin durması, yükselen iç fiyatlara rağmen
sabit kur politikasının sürdürülmesi ve sübvansiyon politikalarının ihracatı
caydırıcı şekilde uygulanması neticesinde, 1958 yılında 247 milyon dolar
seviyesine gerilemiştir.

 Bu dönemin temel özellikleri; kronik dış açık, geniş çapta hava
şartlarına bağımlı bir ihracat ve dış yardım ve kredi imkânlarıyla sınırlanan
ithalat hacmi

olarak özetlenebilir. İhracatın %
70

kadarını tarımsal mallar
oluşturmuştur.

 Belli başlı ihraç ürünleri ise; tütün, fındık, kuru meyveler, pamuk ve tahıl gibi hammadde niteliğinde tarımsal ürünlerden oluşmaktadır.

1960-70 DÖNEMİ

1960 yılından sonra, ekonomi ve dış
ticaret politikalarında radikal değişikliklerin yapıldığı yeni bir döneme
girilmiştir. “Planlı Kalkınma Dönemi” olarak
adlandırılan bu dönemde ekonomi beş yıllık planlarla yönlendirilmeye
çalışılmıştır.

Bu dönemde dış ticaret stratejisi
olarak “ithal ikameci”
politikalar benimsenmiştir. 1960-70 yılları arasında ithal ikamesi stratejisi
çok daha yoğun bir şekilde uygulanmış ve ihracat caydırılmış ve iç pazara
yönelik üretim yapan sanayilere ağırlık verilmiş, bu sanayilerde yüksek koruma
duvarlarıyla korunmuştur. Bu dönemdeki önemli bir diğer gelişme ise 1963 yılında AET
ile imzalanan “Ortaklık
Anlaşması

olmuştur.

Bununla birlikte, ihracat I. Beş Yıllık Plan hedeflerini aşmış ancak yapısında değişim olmamıştır. Sanayi ürünlerinin payı dönem boyunca artmamış hatta bazı yıllar azalış göstermiştir. Tarım ürünlerinin payında ise tam tersine bir artış yaşanmış ve % 80 düzeyine yükselmiştir. Beş yıllık süre boyunca ihracat ortalama % 7.6, toplam 5 yılda ise % 38 oranında artış göstermiştir.

1970-1980 DÖNEMİ

1970’li
yıllarda ise, geniş kapsamlı vergi iadesi uygulamaları ile sanayi ürünleri
ihracatını özendirici politikaların izlendiği görülmektedir. Ancak, dünya
konjonktüründeki olumsuzlukların da etkisiyle bu çabalar yeterli olmamıştır.
Özellikle uygulanan sabit kur politikası, iç talepteki genişleme ve arzın
belirli mallarda yetersiz kalması sonucu ihraç edilebilir ürün fazlası daralmış
ve Türkiye’nin ihracatının dünya ihracatı içindeki payı sürekli olarak gerileme
göstermiştir.

 1970’li yılların başında ve sonlarında görülen
iki büyük petrol krizi
Türkiye’yi de olumsuz yönde etkilemiş ve ihracat gelirinin büyük bir kısmı
ancak petrol ithalatını karşılayacak düzeye gelmiştir. Ayrıca, 1974 yılı Kıbrıs Barış Harekatı
sonrasında, ABD’nin Türkiye’ye ambargo
koyması dış ticareti olumsuz yönde etkilemiştir. 1970’li yılların sonunda
ödemeler dengesindeki açık büyümüş, ekonomik ve siyasi istikrarsızlık artmış,
döviz darboğazı nedeniyle üretim durma noktasına gelmiştir.

 3. Beş Yıllık Planın da uygulandığı bu dönemde, ithalat hızla artarken, ihracat fazla bir gelişme gösterememiştir. 1971 yılında ithalatımız, 1973 yılında ise ihracatımız ilk kez 1 milyar doları aşmıştır. İhracatın mal gruplarına bakıldığında, tarım ürünleri ilk sıralarda yer alırken, sanayi ürünlerinin payında belli bir yükselme yaşandığı ve % 27’ler düzeyine yükseldiği görülmektedir.

1980-1990 DÖNEMİ

1970’li
yıllarda yaşanan 2
petrol krizi

sonrasında dünya ekonomisinde baş gösteren olumsuz gelişmelere paralel olarak
Türkiye ekonomisinde de yaşanmaya başlayan sorunlar, radikal kararların
alınmasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu nedenle, 24 Ocak Kararları olarak
bilinen geniş kapsamlı bir ekonomik paket uygulamaya konulmuştur.

 Türkiye, ülke ekonomisini dışa kapalı bir hale
getiren ithal ikamesine dayalı sanayileşme stratejisini terletmiş ve “ihracata dayalı sanayileşme”
stratejisini benimsemiştir.

 İhracatta önem arz eden ulaşım, haberleşme ve
diğer altyapı yatırımları hız kazanmış; ihracatçılık
saygın bir bir meslek haline gelmiş
ve ihracat seferberliği başlatılmıştır.

 Bu dönemde, ihracat ile ilgili bürokratik engeller büyük ölçüde azaltılmıştır. Nitekim 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Kanunu ile ilgili olarak Temmuz 1984 tarihinde çıkarılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 30 Sayılı Karar, 1989 tarihine kadar kambiyo rejiminin esasını oluşturmuş, bu tarihte yapılan değişiklikle her türlü dövizin ithali serbest bırakılmıştır. 1990 yılında Kambiyo Rejimi daha da liberalleştirilerek Türk Lirası’sının konvertibilite özellikleri güçlendirilmiş ve 32 sayılı Karar’da yapılan değişiklikle, TL ile ihracat ve ithalat serbest bırakılmıştır.

 Bu dönemde, “Dış
Ticaret Sermaye Şirketi
” (DTSŞ) modeli teşvik
edilerek bu şirketlerin pazar bulma, dış ticaret işlemlerini yürütme, tanıtım
gibi hizmetleri yapması düşünülmüştür. 1980’li yılların başındaki “ihracat
seferberliği”nin
temeli de bu büyük şirketlere dayalı bir modele oturtulmuştur, ve 1981-89
döneminde DTSŞ’lerin
ihracattaki payı %35 civarında gerçekleşmiştir.

 24 Ocak 1980 Kararları
çerçevesinde, gerçekleştirilen devalüasyon
sonucu TL’nin değeri ABD Doları karşısında % 49 oranında düşürülmüş ve iç talep
kısılarak ihracata ivme kazandırılması amaçlanmıştır. Sabit kur uygulaması terk edilerek
günlük olarak ayarlanan esnek
kur sistemine geçilmiş
ve bu sayede gerçekçi kur
politikası uygulanmaya çalışılmıştır. Başta parasal ve nakdi teşvikler olmak
üzere ihracat değişik destek unsurları ile teşvik edilmiştir.

 İhracatı artırmak için hukuki düzenlemelere
ilave olarak ihracatçılara, vergi iadesi, gelir vergisi istisnası, döviz
tahsisi, gümrük muafiyetli hammadde ithalatı ve ihracat kredileri gibi bazı
parasal ve mali teşvikler sağlanmıştır. Ayrıca, yine ihracatçılara Kaynak
Kullanımı Destekleme Fonu ve Destekleme Fiyat İstikrarı Fonu’ndan finansman
desteği sağlanmıştır.

 Türk ihracatçılarının dış pazarlarda rekabet gücünü artırmak ve Türkiye’nin ihracata yönelik stratejisini desteklemek amacıyla 1987 yılında Türk Eximbank kurulmuştur. 1979 yılında 2.3 milyar dolar olan ihracat, 1990 yılına gelindiğinde 12.9 milyar dolar düzeyine çıkmıştır. İhracatımız içinde tarım ürünleri payı hızla gerilerken sanayi mallarının payı önemli oranda artış göstermiştir. Nitekim 1980 yılında % 36 olan sanayi ürünlerinin toplam ihracat içindeki payı 1990 yılına gelindiğinde % 80’e ulaşmıştır.

1990-2000 DÖNEMİ

1990’lı
yılların başında dünya ekonomisinde yaşanan durgunluk ve “Körfez Krizi”
gibi dış faktörler, ekonomideki yüksek enflasyon oranı, kamu açıkları, artan iç
ve dış borç stoku gibi kronikleşen sorunların sonucunda, Türkiye, 1994 yılında
ekonomik kriz yaşamış ve bu kriz sonrasında 5
Nisan Kararları
olarak bilinen, ekonomik
istikrarın sağlanmasını temin etmek için bir dizi tedbirler paketini uygulamaya
koymuştur.

 1994 yılında yapılan yüksek oranlı devalüasyon
ve uygulanan ekonomi politikaları, 1994 ve 1995 yıllarında ihracatı sırasıyla
%18 ve %19,5 oranında artış kaydetmiştir.

1995
yılında, bir yandan uluslararası ticaretin serbestleşmesinin sağlanması
amacıyla II. Dünya Savaşı’ndan sonra başlatılan GATT sürecinin tamamlanması ile
oluşturulan Dünya Ticaret Örgütü’ne
(DTÖ) üye olunurken diğer yandan, 1.1.1996 tarihinden itibaren AB ile gümrük
birliğine gidilmesi karara bağlanmıştır.

 Küresel ve bölgesel boyutta yaşanan bu gelişmeler neticesinde, 1980 sonrasında yoğun bir şekilde uygulanan ihracat performansına dayalı doğrudan ve nakdi teşvikler kaldırılarak, uluslararası yükümlülüklerimize uygun olarak hazırlanan “İhracata Yönelik Devlet Yardımları” programları ve tanıtım faaliyetleri uygulamaya konulmuştur.

 17 Ağustos 1999 tarihinde ve daha sonra
yaşanan depremlerin
sonucunda %6,1 oranında daralan Türkiye ekonomisi ihracatı da olumsuz yönde
etkilemiş ve, 1989 yılından itibaren sürekli artış gösteren ihracat 1999
yılında %1,4 oranında azalarak 26,5 milyar dolara gerilemiştir.

 2000 yılı gerek uluslararası piyasalarda Euro/Dolar paritesinde
Euro aleyhine yaşanan gelişmeler, gerekse ham
petrol

fiyatlarında gözlenen yüksek artışın maliyetleri artırıcı etkisi gibi dışsal
faktörlerden kaynaklanan olumsuz gelişmeler sebebiyle, ihracatçılar açısından
zor bir yıl olmuştur.

Dışsal
ve içsel faktörlerden kaynaklanan tüm bu olumsuzluklar neticesinde, 2000
yılında Türkiye’nin ihracatı % 4,4’lük artışla 27,8 milyar dolara ulaşmıştır.

 2000 yılı toplam ihracatı %91,2’lik
bölümünü imalat sanayi ürünleri,
%7,1’lik bölümünü tarım ve
ormancılık ürünleri ve %1,4’lik
bölümünü madencilik ürünleri oluşturmuştur.

 2000 yılı ihracatının ülke ve ülke gruplarına
göre ayırımına bakıldığında ise; en önemli ihraç pazarı olan OECD ülkelerine
yönelik ihracat 19 milyar dolar olarak gerçekleştiği görülmektedir. Aynı
şekilde Avrupa Birliği’ne yönelik ihracatımız 14,5 milyar dolar olurken, OECD
ülkelerinin toplam ihracatımız içindeki payı ise % 68,4 olmuştur.

 Ülke sıralamasında ise, ilk sırada 5,1 milyar dolar ile Almanya yer alırken onu sırasıyla ABD, İtalya, İngiltere ve Fransa izlemiştir.

2001-2003 DÖNEMİ

Dünya
hasılasında 2001 yılı ile birlikte başlayan yavaşlama süreci, 11 Eylül
saldırılarının ardından daha da belirgin hale gelmiş ve 2001 yılında dünya
hasılası %2.4 artış ile son 10 yılın en düşük büyüme oranını
gerçekleştirmiştir. 2002 yılında ABD ve gelişmiş Asya ekonomilerinde gözlenen
talep iyileşmeleri ve Çin ekonomisindeki büyüme dünya ekonomisinde göreli bir
canlanma yaşanmasına sebep olmuş, ancak AB ve Japonya ekonomilerinde talep
artış hızının düşmesiyle birlikte 2002 yılı dünya hasılası ancak %3 seviyesinde
artmıştır.

Dünya hasılasındaki gelişmelere paralel bir seyir izleyen dünya mal ihracatı, 2001 yılında %3.9’luk bir daralma yaşamış, 2002 yılında ise bir önceki yıla göre %4,2’lik bir büyüme performansı sergileyerek 6,5 trilyon dolar düzeyine ulaşmıştır. Kriz sonrasında serbest dalgalanmaya bırakılan Türk Lirası’nın büyük oranlı devalüe edilmesi ve krizin etkisiyle birlikte büyük oranda daralan iç talep sonucunda, firmalar, krizden çıkış yolu olarak ihracata yönelmişlerdir. Bunun neticesinde, ihracat 2001 yılında, 2000 yılına göre % 12,8 oranında artmış ve 31,3 milyar dolar olmuştur.  

2004 YILI GELİŞMELERİ

“Sürdürülebilir
ihracat artışını sağlayacak ihracat yapısını oluşturmak” amacıyla hazırlanan
İhracat Stratejik Planı 2004 yılı Ocak ayında yürürlüğe konulmuştur.

 2004 yılında ihracat %33,6 artışla 63,1 milyar
dolar, ithalat %40,7 artışla 97,5 milyar dolar olmuştur. Böylelikle, 2003
yılında %69,8 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı 2004 yılında %64,6’ya
gerilemiş ve dış ticaret hacmimiz 160 milyar doları aşmıştır.

 2004 yılında ihracatımızın ülke grupları
açısından çeşitlendirilmesinde de önemli başarılar elde edilmiştir. 2003
yılında 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptığımız ülke sayısı 9 iken, 2004
yılında 14 ülkeye ulaşılmıştır. 

 Tüm bu gelişmeler ışığında, 2003 yılında %19,8 olan ihracatın GSMH içindeki oranı 2004 yılında %21,4’e yükselmiştir. 

2005 YILI GELİŞMELERİ

2005
yılında Türkiye’nin ihracatı %16,3 artışla 73,5 milyar dolar, ithalatı %19,7
artışla 116,8 milyar dolar olmuştur. Böylelikle, 2004 yılında %64,8 olan
ihracatın ithalatı karşılama oranı 2005 yılında %62,9’a gerilemiş ve dış
ticaret hacmimiz 190 milyar doları aşmıştır. Türkiye’nin, 2005 yılında ihracat hacmi
bakımından dünya ülkeleri arasında 22.
sırada

yer almıştır.

 Sürdürülebilir ihracat alt yapısı
oluşturulmasında kritik bir önem arz eden ihraç pazarlarlarının
çeşitlendirilmesine yönelik yakalanan eğilim devam etmektedir. 2003 yılında 1 milyar doların üzerinde ihracat
yaptığımız ülke
sayısı 9 iken, 2004 yılında 14,
2005 yılında ise 15
ülkeye

ulaşılmıştır. 

 İhracatta önemli payı olan ülkelerden, genel
ihracatımızda %12,9 oranında paya sahip Almanya’ya olan ihracatımız 2005
yılında %8,1 artarak 9,5 milyar dolar olarak gerçekleşmiş, Rusya Federasyonu’na
ihracatımız %27,9 oranında artarak 2,4 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve söz
konusu ülkenin genel ihracatımızdaki payı %3,2’yi bulmuştur. Amerika Birleşik
Devletleri’ne ihracatımız ise 2005 yılında %1 artarak 4,9 milyar dolar olarak
gerçekleşmiş ve ABD’nin toplam ihracatımızdaki payı %6,7 olmuştur. Diğer
taraftan, 2005 yılında Romanya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ukrayna’ya %40’ın
üzerindeki ihracat artışları dikkat çekmektedir.

 2003 yılında %19,8 olan ihracatımızın GSMH içindeki oranı 2004 yılında %21,4’e yükselmiş, 2005 yılında ise %20,4 olarak gerçekleşmiştir.

2006 YILI GELİŞMELERİ

İhracat
%16,3 artışla 85,5 milyar dolar, ithalat %18,4 artışla 138,3 milyar dolar
olmuştur. 2005 yılında 43.3 milyon dolar olan dış ticaret açığımız, 2006
yılında döneminde %21,9 oranında artarak 54 milyar dolara yükselmiştir.

 2004 yılında 1 milyar doların üzerinde ihracat
yaptığımız ülke sayısı 14 iken, 2005 yılında 15 ülkeye, 2006 yılında da 19
ülkeye ulaşılmıştır. 

 İhracatımızda önemli payı olan ülkelerden,
genel ihracatımızda %11,4 oranında paya sahip Almanya’ya
olan ihracatımız 2006 yılında %2,3 artarak 9,7 milyar dolar olarak
gerçekleşmiş, Rusya
Federasyonu’na
ihracatımız %35,7 oranında artarak
3,2 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve söz konusu ülkenin genel
ihracatımızdaki payı %3,8’i bulmuştur. Amerika
Birleşik Devletleri’ne
Türkiye’nin ihracatı ise 2006
yılında %1,7 artarak 5 milyar dolar olarak gerçekleşmiş ve ABD’nin toplam
ihracatımızdaki payı %5,9 olmuştur.

 İhracatımızda %11,4 payı olan tarım ürünleri
ihracatının 2006 yılında %6,2 oranında artarak 9,8 milyar dolar seviyesine
geldiği görülmektedir. Madencilik
ürünleri

ihracatımızın genel ihracatımızdaki payı %2,4 olup, sektörün 2006 yılı ihracat
artışı %36,4 seviyesindedir. İhracatımızın %86,2’sini oluşturan sanayi ürünleri
ihracatı ise 2006 yılında %17,9 oranında artmıştır. Sanayi ürünlerinin genel
ihracatımız içerisindeki yüksek payı nedeniyle, söz konusu ürünlerin ihracat
artış hızı, genel ihracat artışında belirleyici olmuştur. 

 2004 yılında %21,4 olan Türkiye’nin GSMH içindeki oranı 2005 yılında %20,4’e gerilemiş, 2006 yılında ise %21,3 olarak gerçekleşmiştir.

2007 YILI GELİŞMELERİ

 2007 yılında Türkiye’nin ihracatı %25,3
artışla 107,2 milyar dolar, ithalatı %21,8 artışla 170 milyar dolar olmuştur.
2006 yılında 54 milyar dolar olan dış ticaret açığımız, 2006 yılı aynı
döneminde % 16,3 oranında artarak 62.8 milyar dolara yükselmiştir.

 2007 yılı ihracatımız ülke grupları itibarıyla
incelendiğinde, Avrupa Birliği’nin (AB) ihracattaki ağırlığı devam etmektedir.
2006 yılına göre AB ülkelerine yapılan ihracat %26 artarak 60,4 milyar dolar
seviyesinde gerçekleşmiştir. AB ülkeleri %56,3 ile ihracatımızda en yüksek paya
sahiptir.

 2004 yılında 1 milyar doların üzerinde ihracat
yaptığımız ülke sayısı 14 iken, 2005 yılında 15 ülkeye, 2006 yılında 19 ülkeye,
2007 yılında ise 24 ülkeye ulaşılmıştır. 

 2000 yılında yürürlüğe konulan “Komşu ve Çevre Ülkeler ile Ticari ve Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi” ve 2003 yılında yürürlüğe konulan “Afrika Ülkeleri ile Ticari ve Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi” stratejileri çerçevesinde bu ülkelere yönelik ihracatımız 2007 yılında sırasıyla %37,3 ve %30,9 oranlarında artarak 40,3 ve 5,9 milyar dolar olmuştur. Böylece Komşu ve Çevre Ülkelerin ihracatımız içindeki payı %37,6’ya ulaşırken ve Afrika ülkelerinin ihracatımız içindeki payı %5,5 olarak kalmıştır.

Grafik 1.1: Türkiye’nin Yıllara Göre İhracat Verileri

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here