İhracat

Dış Ticaret Teorileri

 

Dış Ticaret Teorileri

Klasik dış ticaret teorilerinde, üretim faktörü olarak sadece emek unsuru dikkate alınmış olup, üretim maliyeti homojen olduğu varsayılan emeğin miktarına bağlanmıştır. Buna karşın neoklasik iktisatçılar, “fırsat maliyeti” kavramı ile sermayenin de bir üretim faktörü ve maliyet unsuru olarak dikkate alınmasına önayak olmuşlardır. Daha sonra geliştirilen modern teoriler neoklasik katkıları kullanarak uluslararası ticaretin gerekli şartı olan ülkelerarası verim farklılığının nedenini ve refah sonuçlarını faktör donatımı ile açıklamışlardır. 1960’lardan itibaren gelişen yeni dış ticaret teorilerinde, emeğin niteliği ve teknolojinin geliştirilmesi önemli rol oynamıştır. Dolayısıyla 1960’lar bilginin artan bir biçimde üretim sürecini ve uluslararası ticareti etkilemeye başladığı yıllar olmuştur.

Günümüzde bilgi ve internet teknolojilerine dayalı yeni ekonomi olgusunun ortaya çıkması ile elektronik ticaret yaygınlaşmış ve dünya ticareti içinde önemli bir yer tutar hale gelmiştir.

DIŞ TİCARET VE DIŞ TİCARET TEORİSİ’NİN İLGİ ALANI

İlkeler dış ticaret üzerinde engellerin olup olamamasına göre dışa açık veya dışa kapalı ekonomiler şeklinde olabilmektedirler. İktisat literatürün de dışa kapalı ekonomi denildiğinde, dış ticaretin yani ithalat ve ihracatın özelliklede ithalatın kısıtlandığı ekonomiler anlaşılır. Dolayısıyla da dışa kapılı ekonomilerde fiyatlar iç arz ve talebe göre belirlenir

Buna karşın dışa açık ekonomilerde ithalat ve ihracat üzerindeki kısıtlamalar tamamen kaldırılmakta fiyatlar uluslararası arz ve talep dinamikleri tarafından belirlenmektedir.

Uluslararası ticarete yol açan üç faktör mevcuttur.

1.Yerli üretimin yetersizliği,

2.Uluslararası fiyat farklılıkları,

3.Uluslararası mal farklılıklarıdır

 

Uluslararası Ticaret Teorisi’nin yanıtlamak zorunda olduğu üç temel soru şunlardan oluşmaktadır; 1.Ülkeler neden dış ticaret yapmaktadırlar; Yani dış ticaretin kapalı ekonomiye göre ülkelere sağladığı yararlar nelerdir? 2.Bir ülkenin hangi malları ihraç, hangi malları ithal edeceği neye göre belirlenir;  Yani bir ülkenin dış ticaret bileşimi nasıl açıklanabilir? 3.Dış ticarette göreceli fiyatlar yada dış ticaret hadleri diğer bir deyişle bir ülkenin ihraç fiyatları ile ithal fiyatları oranı nasıl oluşmaktadır?

Yukarıda belirtilen soruların cevaplarını bulmaya çalışan uluslararası ticaret teorileri başlıca iki ana grupta toplanmaktadır. Bunlar Klasik Dış Ticaret Teorileri ve Yeni Dış Ticaret Teorileridir.

KLASİK DIŞ TİCARET TEORİLERİ

Çağdaş Uluslararası Ticaret Teorisinin tarihçesi 18. asırda Adam Smith’in 1776 yılında yayımladığı “Ulusların Zenginliği” adlı esere kadar inmektedir.

Adam Smith’den önce ise uluslararası ticarete ilişkin görüşlerin temelini merkantilizm oluşturmuştur. Merkantilizm 1500-1800 yılları arasında geçerli olan bir düşünce olup, devletin ekonomik faaliyetleri sınırlandırmasına ve düzenlemesine dayanmaktadır. Bu görüşe göre milli servetin kaynağı altın ve gümüştür. Bu dönemde dünya servetinin (altın stokunun) sabit olduğu varsayılmıştır. Değerli madenler ülkenin hem ekonomik hem de siyasi gücünün kaynağı olduğu için devletlerin amacı dış ticaret bilançosu fazlası sağlamak yani ihracatı artırarak ithalatı ise azaltmak olmuştur.

Adam Smith “Ulusların Zenginliği” adlı eserinde serbest ticaretin yararlarını göstererek merkantilistlerin dış ticareti sınırlandırma konusundaki görüşlerini ret etmiştir. Smith uluslararası ticaretin nedenlerini ilk olarak sistematik biçimde analiz etmeyi başarmıştır.

İktisadi insan, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler (laissez faire, laissez passer) ve görünmez el ile klasik liberalizme yön veren Smith, merkantilistlerin aksine, dünya toplam servetinin sabit olmadığını, işbölümü ve uzmanlaşmaya dayalı bir dış ticaretin, sadece bir ülkenin değil her iki ülkenin ve dolayısıyla da tüm dünyanın refahını artıracağını düşünmekteydi.

Klasik Dış Ticaret Teorileri aşağıda yazılı bazı basitleştirici varsayımlara dayanmaktadır; 1.Dünyada sadece iki ülke olduğu kabul edilmektedir.

2.Bu iki ülke aynı iki malı üretmekte olup, her maldan üretilen birimler homojen bir niteliktedir.

3.Ülkelerarasındaki alışverişlerde para kullanılmayıp malın malla takası söz konusu olmaktadır.

4.Tüm piyasalarda tam rekabet koşulları geçerlidir.

5.Modellerde hükümet kesimine yer verilmemektedir. Dolayısıyla gümrük tarifesi, kotalar gibi dış ticaret üzerindeki kısıtlamalar yoktur.

6.Taşıma giderlerinin sıfır olduğu varsayılmaktadır.

7.Ekonomi tam çalışma durumundadır.

Emek-değer teorisi geçerlidir. Bir malın maliyeti onun üretimi için harcanan emek miktarı ile ölçülmektedir.

Diğer taraftan emeğin homojen olduğu kabul edilmekte olup, bir malın üretiminde göreceli olarak ne kadar çok emek kullanılmışsa malın fiyatı (maliyeti) o kadar yüksek olmaktadır. Klasiklere göre doğal kaynaklar tanrının insanlara bir bağışı olarak kabul edilmekte olup, sermaye ise biriktirilmiş ve üretim aracı biçiminde somutlaştırılmış emekten oluşmaktadır. Yani sermaye mallarının değeri, onların üretiminde kullanılan emekle ölçülmektedir.

Mutlak Üstünlükler Teorisi

İktisadın kurucusu Adam Smith tarafından geliştirilen bu teoriye göre ülkeler hangi malları ucuza üretebiliyorlarsa o malların üretiminde uzmanlaşmalı ve bunları ihraç ederek nispeten pahalıya ürettiği malları ise dış ülkeden satın almalıdır.

Teori iki ülke ile iki malın üretildiği bir örnek üzerinde kolayca açıklanabilir;

                                    Kumaş (mt)                Şarap (lt)

Türkiye                         100                            100               

  Portekiz                         20                             150

Yukarıda Türkiye ve Portekiz’in birer haftalık çalışma sonucunda üretmiş oldukları kumaş ve şarap miktarları görülmektedir. Bir haftalık süre sonunda Türkiye 100 metre kumaş üretirken, Portekiz 20 metre kumaş üretmektedir. Buna karşın bu bir haftalık dilimde Türkiye’nin 100 litrelik şarap üretimine karşılık Portekiz’in 150 litre şarap ürettiği görülmektedir.  Türkiye kumaşı Portekiz’e oranla 100/20=5 kat daha ucuza üretmektedir. Diğer taraftan Portekiz’de şarabı Türkiye’ye oranla 150/100=1,5 kat daha ucuza üretmektedir.  Dolayısıyla Türkiye kumaş üretiminde, Portekiz’de şarap üretiminde karşı ülkeye göre mutlak bir üstünlüğe sahiptir.  Eğer Türkiye kumaş üretiminde uzmanlaşır ve ürettiği fazla kumaşı Portekiz’e ihraç ederek, şarap üretiminde uzmanlaşmış Portekiz’den şarap ithal ederse her iki ülkede bundan kazançlı çıkacaktır.

Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi

Eğer bir ülke her iki malda da mutlak üstünlüğe sahipse nasıl dış ticaret olacaktır? Aşağıdaki örnekte olduğu gibi Türkiye’nin sadece kumaşta değil, şarapta da mutlak üstünlüğe sahip olması durumunda Smith’in mutlak üstünlükler teorisine göre ülkelerin ticaret yapmamaları gerekmektedir.

                                    Kumaş (mt)       Şarap (lt)

     Türkiye       80             40

     Portekiz        10                       20

Örneğe göre Türkiye kumaşı 80/10=8 kat daha ucuza üretirken, şarabı 40/20=2 kat daha ucuza üretmektedir. Yani Türkiye her iki malda da mutlak üstünlüğe sahiptir. İşte bu durumu Smith’in mutlak üstünlükler teorisi açıklayamamaktadır.

Smith’in mutlak üstünlükler teorisindeki bu eksikliği gidermek için David Ricardo karşılaştırmalı üstünlükler teorisini geliştirmiştir.

Smith’in yaklaşımında tablo dikey olanak okunurken, Ricardo’nun yaklaşımında tablo yatay olarak okunmaktadır.

Türkiye’deki iç fiyatlar:  1 Kumaş= 1/2 Şarap

Portekiz’deki iç fiyatlar:  1 Kumaş=   2 Şarap

İç fiyatlara bakıldığında Türkiye’de 1 metre kumaş ile 1/2 litre şarap alınabilmektedir. Portekiz de ise 1 metre kumaş ile 2 litre şarap alınabilmektedir. Bunun anlamı Türkiye’de kumaşın, Portekiz’de ise şarabın ucuz olmasıdır. Yani Türkiye kumaş üretiminde karşılaştırmalı üstünlüğe sahipken, Portekiz şarap üretiminde karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Böyle bir durumda Portekiz şarap üretiminde uzmanlaşarak kumaşı Türkiye’den almalı, Türkiye ise kumaş üretiminde uzmanlaşarak, şarabı Portekiz’den almalıdır.

Tüm bu açıklamalara karşın Ricardo modelinin daha sonra bazı eksiklikler taşıdığı tespit edilmiş olup, bu eksiklikler aşağıda sıralanmıştır;

1.Model emek-değer teorisine dayanmakta, diğer üretim faktörlerinin etkisi ihmal edilmektedir.

2.İşgücü verimliliğinin ülkeler arasındaki farklılığının hangi faktörlerden ileri geldiği açıklanmamıştır.

3.İşgücü ülke içinde tam hareketli, ülkeler arasında ise tam hareketsizdir. Fakat gerçekte işçilerin ne ülke içi hareketliliği tam nede ülkeler arasındaki hareketliliği sıfırdır.

4.Teori bir arz teorisidir. Talep üzerinde durulmamıştır.

5.Sadece sabit maliyet koşullarına yer verilmiş olup, artan yada azalan maliyet koşulları dikkate alınmamıştır. Ricardo modelinde sabit maliyet koşulları altında tam bir uzmanlaşma vardır.

6.Teori statik bir modele dayanmakta olup, zaman ve değişme faktörleri ele alınmamaktadır.

1.Karşılıklı Talep Kanunu ve Teklif Eğrileri Yaklaşımı

Ricardo’ya göre yurt içi üretim maliyetleri oranı (iç fiyatlar oranı) denge ticaret hadlerinin dış sınırlarını belirlemektedir. Ancak bu sınırlar arasında uluslararası denge fiyatının yani ticaret hadlerinin hangi düzeyde olacağı Ricardo’nun teorisiyle açıklanamamaktadır. Çünkü fiyat oranının tespiti için arz yanında talep koşullarına da gerek vardır.

Klasik iktisatçılardan dış ticarette talep koşullarına ilk kez yer veren kişi John Stuart Mill (1806-1873) olmuştur. Mill ticaret hadlerinin Ricardo modelinde belirtilen iç maliyet oranlarının belirlediği sınırlar arasında hangi düzeyde olacağını açıklamayı başarmıştır. İki ülkeli bir modelde bir ülkenin karşılıklı talebi, o ülkenin kendi malından vereceği bir birim için öbürünün malından talep edeceği miktarla ölçülmektedir. Diğer bir deyişle karşılıklı talep, bir birim yabancı mal karşılığında teklif edilen ulusal mal arzına eşittir. Mill’in düşünceleri daha sonra Alfred Marshall (1842-1924) tarafından geliştirilmiştir. Marshall teklif eğrileri denilen grafiklerle dış ticaret hadlerinin oluşumunu açıklamıştır. Teklif eğrisi; ithal malının miktarları birer birim arttırılırken ülkenin kendi malından önereceği miktarları gösteren eğri olarak tanımlanabilir.

Neoklasik Katkıl

Klasik dış ticaret teorisine yöneltilen en önemli eleştiri, emek-değer teorisine dayanması, emeğin homojen bir üretim faktörü olması ve emek dışındaki faktörlerin maliyete ve dış ticarete etkisinin ihmal edilmesidir.

Bu eleştiriler nedeniyle neoklasik iktisatçılar, emek maliyeti yerine, emekle birlikte diğer tüm faktörleri de kapsayan “fırsat maliyeti” kavramını kullanmışlardır. Yapılan bu düzenlemelerle Ricardo modelinin özüne dokunmadan daha gerçekçi hale getirilmesi amaçlanmıştır. Bir malın fırsat maliyeti ise, ilgili malın üretimini bir birim artırmak için gereken kaynakları serbest bırakmak üzere, başka bir malın, üretiminden vazgeçilmesi gereken miktarla ifade edilmektedir .

MODERN DIŞ TİCARET TEORİLERİ

Faktör Donatımı (Heckscher-Ohlin) Teo

Klasik karşılaştırmalı üstünlükler teorisine göre ülkeler arasındaki üretim maliyetleri farklı olduğu için uluslararası mal değişimi kârlı olmaktadır. Fakat bu teoride ülkeler arasındaki üretim maliyetlerinin neden farklı olduğu açıklanmamıştır. Her ne kadar Ricardo bu durumu emek verimliliğindeki farklılıklara bağlamış olsa da emek verimliliğindeki farklılığın nedenini açıklamamıştır. Ricardo’nun bu eksikliğini gidermek için Ricardo’dan yaklaşık bir asır sonra Eli Heckscher (1879-1952) tarafından Faktör Donatımı Teorisi ortaya atılmıştır. Daha sonra bu teori Heckscher’in öğrencisi Ohlin tarafından 1930’larda geliştirilmiş ve teorinin adı Heckscher-Ohlin Teorisi olarak anılmaya başlanmıştır.

Faktör donatımı teorisi şu düşünceye dayanmaktadır; Bir ülke hangi üretim faktörüne zengin olarak sahipse o faktörü yoğun olarak kullanan malları daha ucuza üreteceği için bu alanda uzmanlaşmalı ve bu malları ihraç etmelidir. Örneğin Türkiye ve Almanya gibi iki ülkeyi ele alırsak Türkiye emek bol Almanya sermaye bol ülkelerdir. Dolayısıyla motor ve tekstil gibi iki malın olduğu bir modelde Türkiye emek yoğun bir ürün olan tekstilde karşılaştırmalı üstünlüğe sahipken, Almanya sermaye yoğun bir mal olan motorda karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olacaktır.

Faktör donatımı teorisinin dayandığı iki temel varsayım vardır;

1. Ülkeler faktör donatımları bakımından birbirinden farklıdır. İki ülkeli bir modelde bir ülke emek, diğeri ise sermeye bakımından zengin ülkelerdir.

2.Malların faktör yoğunluğu birbiriden farklıdır. Yani bazı mallar sermaye yoğun iken bazı mallar emek yoğundur.

Bu iki temel varsayım dışında teorinin dayandığı diğer bazı varsayımlar şunlardır;

1. Bir malın üretim fonksiyonu bütün ülkelerde aynıdır. Yani bir mal bir ülkede sermaye veya emek yoğun yöntemlerle üretiliyorsa, diğer ülkelerde de aynı yöntemlerle üretilmektedir.

2. Üretimde ölçeğe göre sabit verim koşulları geçerlidir.

3. Ülkelerin talep koşulları birbirinin benzeridir

1.Heckscher – Ohlin Teorisinden Çıkartılan Teoremler ve Leontief Paradoksu

Heckscher-Ohlin modelinden 4 önemli teorem elde edilmiştir. Bunlar; Faktör donatımı teoremi, Uluslararası faktör fiyatları eşitliği teoremi, Stolper-Samuelson gelir dağılımı teoremi ve Rybczynski teoremleridir.

Faktör Donatımı Teoremi; Yukarıda açıkladığımız bu teoriye göre her ülke zengin olarak sahip olduğu faktörü yoğun biçimde kullanan malların üretiminde karşılaştırmalı üstünlük elde edeceğinden bu alanda uzmanlaşmalıdır.

Faktör Fiyatları Eşitliği Teoremi; Bu teoriye göre serbest ticaret ülkeler arasında faktör fiyatlarını hem mutlak hem de göreceli olarak birbirine eşitlemekte olup, uluslararası fiziki faktör hareketleriyle aynı sonucu doğurmaktadır.

Stolper-Samuelson Gelir Dağılımı Teoremi;

Ricardo’dan yaklaşık bir asır sonrasına kadar iktisatçılar serbest ticaretin ülkede yaşayan insanların tümüyle yararına, korumacılığın ise tümüyle zararına olduğunu düşünmekteydiler. Fakat W. Stolper ve P. Samuelson tarafından 1941’de yayımlanan bir makale bu tezi çürütmüştür. Bulunan sonuçlara göre, serbest ticaret ülkenin bol olarak sahip olduğu faktörün gelirini yükseltirken, kıt faktörün gelirini ise düşürmektedir. Buradan hareketle ülke içinde göreceli olarak bol bulunan faktör sahiplerinin neden serbest ticaretten yana, kıt faktör sahiplerinin de dış ticarette kısıtlamalardan yana oldukları daha iyi anlaşılabilir.

Mesela ABD, Kanada, Almanya gibi ülkelerde göreceli olarak emek kıt sermaye ise boldur. Bu nedenle serbest ticaret bu ülkelerde emeğin reel gelirini düşürürken sermayenin gelirini arttıracağı için; deri, mobilya, giyim, tekstil gibi emek yoğun ithalata rakip endüstrilerdeki işçi sendikaları ticaretin kısıtlanması amacıyla yoğun çaba harcamaktadırlar.

 

Rybczynski Teoremi; İki-mallı, iki-faktörlü bir modelde ve tam çalışma şartları altında, faktörlerden birinin arzı artınca bu faktörü yoğun olarak kullanan malın üretimi artarken arzı sabit kalan faktörü yoğun olarak kullanan malın üretimi ise azalacaktır.

Faktör donatımı teorisi Harvard Üniversitesi Profesörlerinden W. Leontief tarafından test edilmiştir. Laontief, endüstriler arası bağlantıları kantitatif olarak ölçmek için 1930’larda geliştirdiği “İnput-Output” tekniği ile 1947 yılı itibariyle ABD’nin ithalat ve ihracatının emek-yoğun veya sermaye-yoğun mallardan oluşup oluşmadığını test etmiştir.

Sonuçlarına göre ABD’nin 1947 yılı itibariyle emek-yoğun malları ihraç ederken, sermaye-yoğun malları ithal ettiği tespit edilmiştir. Oysa faktör donatımı teorisine göre dünyanın en zengin sermaye stokuna sahip ülkesi ABD’nin, sermaye yoğun malları ihraç edip, emek-yoğun malları ithal etmesi beklenmekteydi. Leontief tarafından yapılan araştırmanın beklenenin tersi çıkması Leontief Paradoksu (çelişkisi) olarak ifade edilmiştir. Leontief bu durumu ABD işçilerinin yabancı işçilere göre daha üstün niteliklerinin olmasına bağlamış bu nedenle de bir ABD işçisinin, üç yabancı işçiye bedel olduğunu ifade etmiştir. Dolayısıyla ABD’nin gerçek işçi stokunu bulabilmek için mevcut işgücü miktarının üç ile çarpılması gereklidir. Böyle bir durumda ABD sermaye-yoğun değil emek-yoğun bir ülke haline gelecektir.

YENİ DIŞ TİCARET TEORİLERİ

Leontief çelişkisinin faktör donatımı teorisi üzerinde yarattığı tartışmalar sonucunda 1960’lardan sonra uluslararası ticareti açıklamak için ortaya atılan yeni teoremlerden bazıları aşağıda özetlenmiştir;

Nitelikli İş Gücü Teorisi

Bu teoriye göre ülkeler arasındaki ticaretin nedeni nitelikli işgücü farklılıklarıdır. Bu yaklaşıma göre; niteliği yüksek işgücüyle donatılan ülkeler nitelikli işgücünün yoğun olarak kullanıldığı mallarda uzmanlaşıp bu malları ihraç etmeli, niteliksiz işgücünün bol olarak bulunduğu ülkeler ise, niteliksiz işgücünün yoğun olarak kullanıldığı mallarda uzmanlaşıp söz konusu malları ihraç etmelidir.

Ölçek Ekonomileri Teorisi

Bu hipoteze göre sanayi mallarının belli türleri üzerinde uzmanlaşan ülkeler üretim artışına paralel olarak ölçek ekonomilerinden yararlanmakta ve maliyetlerini düşürerek bu malların ihracatçısı olmaktadır. Özellikle geniş bir iç piyasaya sahip ülkeler, ölçek ekonomilerinden faydalanarak üretimde azalan maliyetler elde etmektedirler. Söz konusu ülkeler, ölçek ekonomilerinin etkili olduğu malları ihraç ederken, diğer malları ithal etmektedir.

Teknoloji Açığı Teorisi: Bu hipotez 1961 yılında Posner tarafından ortaya atılmıştır. Bir malı ilk icat eden ülke onun üretim teknolojisine sahip olduğu için o malı yalnız kendisi ihraç etmektedir. Fakat zamanla daha az gelişmiş ülkeler o teknolojiye sahip oldukça o malı ilk icat eden ülkeden daha ucuza üreterek ihracatçısı olmaktadırlar.

Endüstrileşmiş ülkelerdeki yenilik yapan firmalar, söz konusu ürün ve üretim süreçleri nedeniyle dünya piyasalarında geçici monopol gücü elde ederler. Bu geçici monopol olma durumu, telif hakları ve patent sürelerinin dolmasına kadar sürmektedir. Dolayısıyla, Teknoloji Açığı Teorisi bağlamında endüstrileşmiş ülkeler başlangıçta söz konusu ürünlerin ihracatçısı konumundadır. Daha sonra monopol güçlerinin ortadan kalkması ve teknolojinin taklit edilmesine bağlı olarak bu ürünler, emek ve doğal kaynak yönünden üstünlüklere sahip gelişmekte olan ülkeler tarafından üretilmeye başlanır. Böylece rekabet üstünlüğü, gelişmekte olan ülkelere geçmekte olup, söz konusu ülkeler yeni ürün ve üretim süreçlerini ihraç ederken, endüstrileşmiş ülkeler de ithal etmeye başlamaktadırlar.

Ürün Dönemleri Teorisi

1966’da Raymond Vernon tarafından ortaya atılan bu teori, teknoloji açığı hipotezinin genelleştirilmiş ve geliştirilmiş bir şeklidir. Bu hipotez malın icadı ile onu izleyen aşamalar üzerinde durmaktadır. İcat edilen mal standart değildir. Bu nedenle bu aşamada icadı yapan gelişmiş ülke tarafından üretilip ihraç edilir. Malın nitelikleri ve üretim teknolojisi zamanla standartlaştıkça daha az gelişmiş ülkeler bu malları, düşük maliyetle üreterek ihraç etmektedirler.

Teoriye göre gelişmiş sanayi ülkeleri standart olmayan malları, daha az gelişmiş ülkeler ise standart malları ihraç etmektedirler.

Vernon, Ürün Dönemleri Teorisi uyarınca yeni ürünlerin gelişimi sırasında birçok aşamadan geçtiğini ve karşılaştırmalı üstünlüğün ürün dönemleri boyunca değiştiğini ortaya koymaktadır. Ürün dönemleri boyunca dinamik karşılaştırmalı üstünlüklerin değişim sürecini geçiren ürünler arasında tekstil, radyo, televizyon, petrokimya ürünleri, deri ürünleri, hesap makineleri, otomobil, ofis makineleri, yarı geçişken mikroçipler ve özellikle elektronik ürünler yer almaktadır. Örneğin, önceleri ABD, televizyon alıcıları gibi elektronik ürünler üzerinde büyük ihracat payına sahipken daha sonra Avrupa ve özellikle Japonya, ABD’nin piyasa payının önemli ölçüde azalmasına yol açmıştır. Ardından Kore ve diğer Asya ülkeleri, Japonya’yı tehdit etmeye başlamıştır.

Tercihlerde Benzerlik Teorisi

Brunstam Linder tarafından 1961 yılında geliştirilmiştir.  Ortaya atılan teoriye göre, homojen olmayan sanayi ürünlerinin ticareti, üretim maliyetlerinden çok, ülkeler arasındaki zevk ve tercihlerin benzerliğine yani talep koşullarına bağlıdır. Uluslararası ticaret kişi başına düşen gelir düzeyi yüksek ülkeler arasında yoğunlaşmaktadır. Çünkü bu ülkelerin tercihleri birbirine benzemektedir.

Linder, ülkelerin tercihleri ne kadar çok birbirine benzer ise ülkeler arasındaki sanayi malları ticaretinin büyük olacağını vurgulamakta ve gelir düzeyleri ile tercihler arasında güçlü bir ilişki olduğunu ifade etmektedir. Linder’in bu görüşü, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde sanayi malları ticaretindeki hızlı artışın gelişmiş ülkeler arasında olduğu gözlemiyle uyuşmaktadır.

Monopolcü Rekabet Teorisi

Günümüzde ticaret homojen değil farklılaştırılmış malların alım satımını kapsamaktadır. Bu yaklaşım dış ticaretin nedenini mal farklılaştırması ile açıklamaya çalışmaktadır.

Firmalar tüketici tercihlerindeki farklılıklar dolayısıyla farklılaştırılmış mallar üretmektedirler. Böylece her firma kendi farklılaştırılmış ürünü üzerinde ölçek ekonomisinden yararlanarak, maliyetlerini düşürme olanağı elde etmektedir. Uluslararası ticarette mal farklılaştırmasına klasik bir örnek olarak binek otomobilleri verilebilir. Çünkü Japonların Toyota’sı, Almanların Mercedes’i ile Ülkemizin Tofaş otomobilleri birbirinin aynı değildir. Oysa Faktör Donatımı Teorisine göre ticarete giren mallar homojen kabul edilmiştir.

ABD’nde 1990’ların ikinci yarısından itibaren gündeme gelen ve arkasında enformasyon teknolojilerindeki köklü değişikliklerin yattığı Yeni Ekonomi olgusuyla birlikte, coğrafi sınırlamalar ortadan kalkmıştır. Elektronik pazarların şeffaf olması nedeni ile fiyatı düşen ürünlere ve ürünlerin teknik özelliklerine dair bilgiler kolaylıkla elde edilmeye başlanmış yeni ekonominin getirdiği bu dönüşümler dış ticareti daha cazip ve olanaklı bir hale getirmiştir. Kişisel bilgisayar ve internet, mal ve hizmetlerin alıcı ve satıcılarını karşı karşıya getirme sorununu ortadan kaldırmaktadır. İlk olarak 1995 yılında yapılan elektronik ticaretin cirosu 1998 yılında 301,4 milyar dolara ulaşmıştır.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Araç çubuğuna atla